Küresel Isınma ve Karbon Ekonomisi-1
Küresel ısınmanın olumsuz sonuçlarını artık daha sıklıkla görmeye başladık.Geçtiğimiz haftalardaki yoğun yağışlar, ‘şehir planlaması’ hatasıyla birleşince üzücü bir sel felaketi haline dönüştü. Oluşan iklimsel dengesizlikler sonucu bir taraftan sel felaketleri yaşanıyor. Diğer taraftan küresel ısınma sonucu oluşan kuraklıkla beraber, varolan temiz su kaynaklar da bilinçsizce tüketiliyor. Yer altı sularının aşırı biçimde tarımda kullanılması nedeniyle, yurdumuzun ekolojik hazineleri olan göller de birer birer kurumaya başlıyor.
Son olarak ‘dünyanın nazar boncuğu’ olarak bilinen Meke Gölü kuruma noktasna geldi. Tüm dünyada da benzer doğa felaketlerine tank olunuyor. Atmosfere salınımı kontrol edilmeyen sera gazlarının etkisiyle iklim giderek ısınırken, zaten artan nüfusa yetersiz kalan tarım üretiminin düşmesi tehlikesi insanlığı tehdit ediyor. Isınma ile birlikte eriyen kutup buzlarının önümüzdeki yıllarda deniz seviyesini yükseltmesi, deniz seviyesinde yaşayan nüfusun göç etmesini zorunlu kılacak.
İklimi bu noktaya getiren en önemli faktör, bir yüzyılı aşan bir süredir, artan nüfus ve yükselen refah seviyesine eşlik eden ve insanoğlu tarafından gerçekleştirilen sınai üretimin yan etkileri. Bu nedenle dünyayı yaşanabilir bir yer olmaktan çıkaracak iklim değişikliklerinin önüne geçmek için insanğolunun insiyatifi gerekiyor. Sıklıkla gündeme gelen Kyoto Protokolü bu anlamda önemli bir adım. Birlemiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Anlaşması’na bağlı olarak bugüne kadar 183 ülke tarafından kabul edilen protokol, sera gazlarının salınımına sınır getirmeyi hedefliyor. Ancak ilk imzalandığı 1992 yılından bu yana maalesef protokolün amacına ulaşamadığı görülüyor. Avrupa Birliği ülkelerinin bir kısmında ve Rusya’da sera gazı salınımları 1992’den bu yana azalırken, Kanada, İspanya, Yeni Zelanda, Yunanistan, İrlanda, Hindistan, Çin ve ABD’nin sera gaz salınımları farklı hızlarda artmaya devam ediyor. Ekonomistler ise, Kyoto Protokolü’nün getirdiği sınırlamalar ve uyum standartlarının fayda-maliyet analizinin sonucunda, oluşacak çevresel artıların yanı sıra, ülkeler için çok büyük bir maliyetin de söz konusu olacağını ortaya koyuyorlar.
Bu nedenle doğru bir iklim stratejisi için, sera gazları salınımlarının sınırlandırılmas ile birlikte, bunun finansmanı ve ekonomik kaynaklar da belirlenmeli.
Londra menşeli E3G isimli düşünce kuruluşunun yaptığı bazı çalışmalara göre, ülkelerin, vatandaşlarına her anlamda kalkınmış ve ‘temiz’ bir gelecek sunmaları için sınırlandırılmış karbon salınımlı bir dünyaya uyum sağlamaları gerekiyor. Kuruluşun oluşturmuş olduğu ‘karbon rekabet endeksi’ ülkelerin karbonsuz üretime ne düzeyde adapte olduğunu gösteriyor. Kuruluşun raporunda G-20 ülkeleri arasında Fransa, Japonya ve İngiltere’nin ‘karbon rekabetçiliği’ açısından güçlü olduğu görülüyor. Fransa nükleer enerjiye bağımlılığı, İngiltere düşük karbon salınımlı gaza dayalı enerji üretimi, Japonya ise enerji kullanım verimliliği ile bu başarıyı sağlıyorlar. Yani, karbon salınımını makul bir seviyeye çekmek imkânsız değil, ancak bunu başaracak ülke için kapsamlı bir plan uygulanmalı ve ciddi ölçekte bir yatırım yapılmalı.
İklim değişikliğine neden olan gazların salınımı G-20 zirvesinin de gündemine giriyor. 24-25 Eylül’de ABD’nin Pittsburgh kentinde gerçekletirilecek olan zirvede iklim değişikliği ile mücadelenin finansman konusu da gündeme gelecek. İklim değişikliğinin finansmanında, düşük karbon salınımlı üretim ve ekonomilerin, yüksek karbon salınımlı üretim ve ekonomiler tarafından finanse edilmeleri gerekiyor. Yani bir anlamda, yüksek karbon salınımı cezalandırılırken, düşük karbon salınımı da teşvik edilmeli. Bu mantığa dayanan, son yıllarda yaygınlık kazanmaya başlayan, henüz kapsam sınırlı olan ‘Emisyon Ticareti’, önümüzdeki yıllarda iklim değişikliği ile mücadele finansmanında daha sıklıkla görmeye başlayacağımız bir yöntem olacak. Önümüzdeki hafta iklim değişikliği ile mücadele konusuna ‘Emisyon Ticareti’ ile devam edeceğiz.
http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&Date=&ArticleID=955697
| Print article | This entry was posted by admin on 24 Eylül 2009 at 12:15, and is filed under Afetler, Dünya, Küresel Isınma, Türkiye, ekoloji, Çevre. Follow any responses to this post through RSS 2.0. Yazıya yorum yapmak için aşağıya gidin. Ping'lere izin verilmiyor. |


