Kireç taşı, alçı taşı, kaya tuzu gibi eriyebilen tortul kayaçların bulunduğu alanlarda, karbon dioksitli suların bu kayaçları kimyasal yoldan eritmesi suretiyle oluşan çözünme ve çözünen maddelerin tekrar çökelerek birikmesi sonucunda oluşan şekillere karstik şekiller denir. Bu nedenle karstik şekillerin gelişebilmesi için eriyebilen kayaların varlığına, yer altı suları ve kaynakların işlevlerine, nemli bir iklimin olmasına ihtiyaç vardır. Bu koşulların gerçekleştiği alanlarda, yer üstü ve yer altında çok çeşitli karstik şekiller oluşabilir. Türkiye’de yaygın olarak gelişmiş karstik şekiller daha çok kireç taşları üzerinde görülür. Diğer çözünebilen kayaçlardan alçı taşı (jips), kaya tuzu ve tebeşir araziler üzerinde oluşan şekiller çok kısa ömürlüdür.


Türkiye’de karstik şekiller Güney Anadolu’da Toroslar üzerinde görülürler. Teke Yarımadası,
Göller Yöresi, Taşeli Platosu ve Güneydoğu Toroslar zengin ve tipik karstik şekillerden dolin, uvala, polye ve mağaraların bulunduğu sahalardır. Bunların dışında Batı Karadeniz Bölümü’nde Zonguldak, Kastamonu, Bartın çevreleri, Kocaeli Yarımadası, Konya yöresi, İstanbul batısı, Kırklareli Demirköy, Bursa çevreleri çeşitli karstik şekillerin bulunduğu sahalardır. Sivas ve Çankırı çevresindeki jipsli alanlarda erime çukurluklarına rastlanır. Ayrıca Erzincan çevresinde de karstik yapılı şekillere rastlamak mümkündür.

1. Erime (Çözünme) ile Oluşan Karstik Şekiller:
Bunlar, yer altı sularının ve kaynak sularının karstik kayaları kimyasal yoldan eriterek çözünmeye uğratmasıyla oluşan şekillerdir. Erime sonucu bunlar yeryüzünde çukurluklarla temsil edilirler. Ülkemizde en yaygın çözünme ile oluşan karstik şekiller kalsiyum karbonattan oluşan kireç taşlı arazilerde görülür. Yer üstünde görülen en tipik şekilleri küçükten büyüğe doğru lapya, dolin, obruk, uvala, polye olarak sıralanır. Ayrıca kuru, kör, çıkmaz vadilerde görülür. Tüneller, doğal köprüler ve mağaralar ise yer altında bulunan karstik şekillerdir.


Lapyalar: Kireç taşı yüzeylerinde görülen, yük sekliği ve derinliği bir metreyi aşmayan, erime oluk oyuk ve deliklerinden oluşan en küçük karstik şekil lerdir. Yüzeysel sellenme sularının kireç taşlı yüzey leh çözündürmesi sonucunda oluşurlar. Hemen türr kireç taşı karstının görüldüğü yerlerde rastlanar mikrokarstik şekillerdir. Oluklu, delikli, çatlaklı, ba samaklı, menderesti, kazan şekilli, sivri, basık gib kireç taşının bulunduğu konuma ve eğimine dayal olarak birçok türü vardır.


Dolinler: Lapyadan daha büyük olan karstil şekillerdir. Kireç taşlı sahalarda suyun kireci çö zündürmesi sonucunda oluşan birkaç metre derin liginde, birkaç metre ile birkaç on metre arasınd; çaplarda olabilen daire veya elips şekilli küçük ka palı karstik çukurluklardır. Dolinler, ülkemizde Tc roslar ve Küre Dağlarının kireç taşlı alanlarında çok yaygındır. Ayrıca Taşeli Platosu en yaygın gc rüldüğü yerlerdir.


Obruklar: Kısmen yüzeydeki kireç taşlarının çözülmesi, kısmen de yer altındaki mağara tavanlarının çökmesiyle oluşan, baca ya da kuyu şeklindeki çukurluklardır, iç Anadolu’da özellikle Tuz Gölü güneyinde ve Silifke doğusunda obruklara rastlanır. Özellikle adını aldığı “Obruk Platosu” üzerinde Kızören, Timraş, Çıralı’nın deniz adlarıyla anılan, içlerinde bir kısmında su da bulunan obruklar bulunur. Ülkemizde turistik açıdan önemli Cennet ve Cehennem obrukları ise Silifke’de bulunur. Akseki’de de derin obruklar vardır. Kırşehir’de de bir obruk bulunur. Konya’da Kızılören obruğu vardır.

Şekil2 : Tuz Gölü'nün güneyindeki Kızören obruğu blok diyagramı
Tuz Gölü’nün güneyindeki Kızören obruğu blok diyagramı

Uvalalar: Karstlaşmanın devamında dolinler gittikçe genişler, büyür ve bileşebilirler. Uvalalar dolinlerin birleşmesiyle oluşan dar ve uzun, birkaç yüz metre olabilen karstik çözülme çukurlarıdır. Uvalalara Batı ve Orta Toroslarda rastlanır. Tabanlarında tarım yapılabilmektedir.


Polyeler: Kireç taşlı alanlarda tektoniğinde etkisiyle çökme ve çözünme sonucunda oluşmuş, en büyük kapalı çukurluklardır. Boyutları itibariyle birkaç kilometre genişlik ve uzunluğa sahiptirler. Genelde birbirine yakın uvalaların birleşmesiyle de oluşabilirler. Anadolu’nun güneybatısında özellikle Göller Yöresi’nde, Teke Yarımadası’nda ve Muğla-Fethiye çevrelerinde tipik polye örneklerine rastlanır. Beyşehir Gölü güneyinde Gembos ve Eynif polyeleri; içinden Antalya-lsparta kara yolunun geçtiği Kestel polyesi ;
Eğirdir Gölü ile Kovada Gölü’nü birbirine bağlayan dar olukta gelişmiş Boğa-zova polyesi, hatta Eğirdir ve Kovada göllerinin çanakları; Teke Yarımadası’nda Elmalı, Korkuteli, Bozova, Badem ağacı; daha batıda Muğla, Ula, Yerkesik polyeleri; Eşen Çayı’nın yukarı kesiminde Seki Polyesi; Orta Toroslarda Mut’un kuzeydoğusunda Kızılova polyesi; Suğla ve hatta Beyşehir Gölü çanaklarının bulunduğu alanlar ülkemizin belli başlı polyeleridir. Polye, uvala ve dolinlerin tabanları genellikle alüvyon ya da terrarossa ile kaplı olabilir. Bu çanaklara düşen yağmur suları ile, polyelere çevresinden ulaşan akarsular, bunların tabanlarındaki subatan ya da düden denilen karstik doğal kuyulardan yer altına sızarlar. Ancak ülkemizde de görüldüğü ve yukarıda sayıları polye tabanlı göller gibi, düdenler geçirimsiz unsurlarla tıkandığında polye tabanlarını su basabilir, bu alanlar birer göle dönüşebilir. Bunyarın birkaçı: Eğirdir, Süple, Salda, Beyşehir.

Çözünme sonucunda yeryüzünde yukarıda anlatılan karstik şekiller gelişebildiği gibi, yer altı sularının fiziksel ve kimyasal yollardan etkisiyle yer altında da karstik şekiller gelişebilir:
Tüneller, doğal köprüler ve mağaralar: Kireç taşı ve travertenlerin çözünmesiyle doğal köprü ve tüneller gelişebilir. Silifke’nin kuzeydoğusunda Göksu Nehri üzerindeki Yerköprü doğal bir tüneldir. Antalya kuzeyindeki Düden suyu, Manavgat Çayı’nı besleyen Dumanlı önemli yer altı ırmaklarıdır. Aynı şekilde Eğirdir’den yer altına sızan sular, yer altı kanallarını izleyerek Aksu ve Köprüçay havzalarından tekrar yeryüzüne çıkarlar.


Erimeli kireç taşlarının bulunduğu sahaların en önemli şekillerinden birisini mağaralar oluşturur-. Mağaralar; kireç taşlarının kimyasal yoldan çözünmesiyle oluşabileceği gibi yer altındaki boşluklarda bulunan galerilerin yer altı sularının fiziksel yoldan yaptığı hidrolik etkiler sonucunda da oluşabilir. Mağaralardan; turizmin yanı sıra mağaralarımızdan meyve, peynir depolama, kültür mantarı yetiştirilmesinde ve hayvan barınağı olarak yararlanılır. İstanbul’daki Yarımburgaz Mağarası ile Atalya’daki Karain Mağarası tarih öncesinde insanlar tarafından barınak olarak kullanılmıştır. Türkiye’nin en uzun mağarası 6600 m uzunluğunda Antalya’daki Tilkiler Düden Mağarası; en derin mağarası ise yeryüzünden -1190 m derinliğe inen Anamur’daki Toroslar üzerinde Çukurpınar Düden Mağarası’dır. Antalya’da Damlataş, Dim; Burdur’da İnsuyu, Manavgat çevresinde Dumanlı ve Düden mağaraları, Zonguldak’ta Cumayanı, Sofular, Altınbeşik, Kastamonu’da llgarini ve Dağlı Düdeni mağarası; Kırklareli Demirköy’de Dubnisa, Bursa güneybatısında Ayvaini, Gümüşhane’de Karaca, Tokat’ta Ballıca mağaraları ülkemizin turizme açılmış önemli mağaralarıdır. Ayrıca, kireç taşlarının bulunduğu kıyılarımızda birçok deniz mağarası vardır.

Başlıca karst şekilleri
Başlıca karst şekilleri

2. Çökelme ile Oluşan Karstik Şekiller Travertenler karstik kaynaklardan çıkan kireçli suların kireci çökeltmesi sonucunda oluşan yeryüzü şekilleridir. Kirecin çökelmesinin nedeni Kalsiyum Karbonatın uçmasıdır. Örneğin; Toroslardan çıkan Kırkgöz kaynakları aracılığıyla kirecin çökelmesi Antalya Travertenlerini oluşturmuştur. Antalya kenti bu travertenler üzerinde gelişmiştir. Yurdumuzun bir başka tipik travertenleri Denizli’deki Pamukkale Travertenleridir. Bunlar, 35°C sıcaklığındaki kaynaklardan çıkan kireçli suların çökelme-siyle oluşmuş, yaklaşık 400-500 m yüksekliğinde bir yamacı kaplarlar ve onlarca traverten havuzu oluşturmuşturlar (Şekil 4). Denizli’de Karahayıt,

Denizli'deki Pamukkale travertenleri
Denizli’deki Pamukkale travertenleri

Van’da Muradiye, Bursa’da Çekirge, Erzincan’da Gürlevik travertenleri ile Bolu travertenleri diğer önemli traverten alanlarımızdır.


Ayrıca, Konya yöresinde Tuz Gölü güneyinde bazı kaynaklar çevresinde küçük volkan konilerine benzer traverten çökeltileri oluşmuştur. Bunlara traverten konileri adı verilir.
Bir de mağaraların çatlak sistemlerine dayalı olarak tavanlarından damlayan sulardaki kirecin üstüste yığılarak çökelmesi sonucunda damla taşlar oluşur.


Sarkıtlar, mağara tavanlarında oluşurlar. Mağara tavanlarındaki çatlaklardan sızan kireçli sulaı aşağıya doğru damlar. Bu sırada karbon dioksil uçar ve buharlaşan suyun içindeki kalsiyum karbonat (CaC03) çökelir. Böylece yer çekiminin tesiriyle tavandan yere doğru sarkıtlar gelişir. Sarkıtlardan damlayan suların içindeki kalsiyum karbonat düştüğü yerde üstüste birikerek dikitleri oluşturur lar. Mağaralarda zamanla sarkıt ve dikitlerin birleş mesiyle sütunlar oluşabilir. Ülkemizde işlevini vt yer altı drenajı ile ilişkisini sürdüren tüm mağara larda damla taş gelişimi devam etmektedir.