Erozyonun Tanımı ve Çeşitleri
ahmetgokcepinar tarafından ödevler, ders konuları, çevre ile ilgili olarak yayınlandı.#3

Erozyonun kelime anlamı: Bir varlığın bir değeri yerine getirilemeyecek şekilde yok olmasıdır. Toprak biliminde ise; yeryüzündeki ana materyalin çeşitli etkenlerle aşınıp taşınması olayıdır. Erozyon, tabiatın normal süreci içinde meydana geliyorsa normal erozyon; insanın tabiattaki toprak, su ve bitki arasındaki dengeyi bozucu nitelikteki müdahaleleri sonucu meydana geliyorsa hızlandırılmış erozyon adını almaktadır. Normal erozyon, genellikle insan müdahalesi olmayan yerlerde görülür ve çok yavaş olarak gelişir. Meraların aşırı derecede otlatılması, ormanların tahrip edilmesi ile daha az korunan toprak, su ile kolayca taşınabilmektedir ve erozyon hızlanmaktadır.
Yapıcı Unsurlara Göre Erozyonun Çeşitleri
Özellikle ülkemizde tahribatı büyük boyutlara ulaşan su erozyonu, erozyon çeşitleri içerisinde en önemlisidir. Su erozyonundan sonra diğer erozyon çeşitleri önem sırasına göre; rüzgar, çığlar, heyelanlar ve buzullar olarak sıralayabiliriz. Çığ zaman zaman can ve mal kayıplarına neden oluyorsa da su erozyonu afeti karşısında ikinci planda kalmaktadır.
1- Su Erozyonu
Su erozyonu, diÄŸer erozyon çeÅŸitleri içerisinde en yaygın ve en etkili olanıdır. Bunun için, toprak erozyonu denildiÄŸinde akla su erozyonu gelmektedir. Türkiye topraklarının % 86’sında erozyon vardır. Böylece su erozyonunun etkilediÄŸi alan 66.9 milyon hektarı bulmaktadır. Yurdumuzdaki önemli can ve mal kayıpları su erozyonu sonucu meydana gelmektedir.
2- Çığlar
Türkiye’nin aşırı derecede ormansızlaÅŸmış, yükseltisi yurdun diÄŸer kısımlarına oranla daha fazla ve yağışların genel olarak % 45′ den sonraki meyilde kar ÅŸeklinde düştüğü Kuzey- KuzeydoÄŸu ve DoÄŸu Anadolu’da çığ olaylarına sıkça rastlanmakta, can ve mal kayıplarına neden olduÄŸu gibi yerleÅŸim yerlerini, yolları, turistik tesisleri ve devlet yatırımlarını tehdit etmektedir. Türkiye’de yalnız 1985 yılından bugüne kadar 233 çığ olayı tespit olunmuÅŸ ve bu süre içinde 604 kiÅŸi hayatını kaybetmiÅŸtir. Çığ, pürüzsüzlüğü olmayan eÄŸimi yüksek kayalık ve otlu satıhlara düşen aşırı kar yağışlarının kaygan satıhtan kopması ile aÅŸağı kısımlara doÄŸru hızını ve miktarını arttırarak meydana gelen bir kar kitlesi akımı olayıdır. Bu kar kitlesi önüne gelen insanların ölümüne neden olabildiÄŸi gibi ev, ahır, sınai tesis v.b. gibi yerlere zarar vererek kara ve demiryollarını kapatabilmekte günlerce trafiÄŸi aksatabilmekte ve sportif amaçlı gezilerde insan ölümlerine neden olmaktadır.
3- Rüzgar Erozyonu
Rüzgar erozyonu sonucu verimli toprakların kaybı, buharlaşmanın hızlanmasıyla toprak emliliğinin azalması, bitki büyümesinin yavaşlaması, ulaşımın aksaması ve verimin düşmesi olumsuzluklarını ortaya çıkarmaktadır. Taşınan kum ve verimsiz toprak, üretken tarım topraklarını kaplayarak, tarım yapılamaz hale getirmektedir.
Mevcut Durum
Türkiye jeomorfolojik yapısı itibariyle engebeli bir ülkedir. Nitekim ülkemizin toplam alanının % 46’sını % 40′dan fazla eÄŸime ve % 80′den fazlasını da % 15′den fazla eÄŸime sahip sahalar teÅŸkil etmektedir. İklim yarı kurak, yağışlar düzensiz ve ÅŸiddetli saÄŸanak ÅŸeklindedir. Bütün bu olumsuz faktörlerin yanında, toprağı normal yapısı ile koruması gereken ormanlar, yangın ve kaçak kesim sonucu koruyucu vasfını büyük ölçüde yitirmiÅŸ, meralarda aşırı otlatma ve tarla açmaları ile korumasız hale gelmiÅŸtir. Erozyon bütün Dünyada deÄŸiÅŸik ÅŸekil ve ÅŸiddette meydana gelmekte ise de yurdumuzda özellikle daha yaygın ve hızlı seyretmekte ve hemen hemen her çeÅŸidi bulunmaktadır. Yüzeysel erozyon, oyuntu erozyonu, arazi kaymaları, rüzgar erozyonu ve çığlar bunların baÅŸlıcalarıdır.
Buna karşın Türkiye’de, erozyonla savaÅŸ çalışmaları ne yasal, ne teknik ve ne de sosyo-ekonomik yönlerden rayına oturmuÅŸtur. Bunun sonucu olarak ta toprak servetinin kaybı yanında sık sık sel felaketleri meydana gelmektedir. En yakın örnek olarak 1998′de Batı Karadeniz selinde 30, 1995 İzmir selinde 63, ve yine 1995 Senirkent selinde 74 vatandaşımız hayatını kaybetmiÅŸ, rakamlara dökülmesi çok zor maddi zarar meydana gelmiÅŸ, insanlarımız acı çekmiÅŸlerdir
EROZYONUN NEDENLERİ
Doğal Yapıdan Kaynaklanan Nedenler
1- İklim
İklimin erozyon üzerine etkisi; yağış, sıcaklık ve rüzgarla olmaktadır. Bunların içerisinde en önemlisi yağış olup, yağışın da ÅŸekli, ÅŸiddeti, süresi ve rejimi erozyona farklı etkiler yapmaktadır. diÄŸer taraftan sıcaklık, yağışların çeÅŸidini, toprağın donmasını ve nem içeriÄŸini etkilemek suretiyle detaylı olarak erozyonun ÅŸiddetine tesir etmektedir. Bu açıdan DoÄŸu Anadolu Bölgemizde toprağın 50 cm. derinliÄŸe kadar donması ve sıcak havalarda gevÅŸemesi olayı, diÄŸer bölgelerimizde yaÄŸmur ve rüzgar, erozyon olayları açısından önemlidir.Ülkemizin dünyadaki konumu nedeniyle özellikle İç Anadolu, DoÄŸu ve GüneydoÄŸu Anadolu Bölgeleri’nde yaz kuraklığı ve yağış azlığı/yetersizliÄŸi diÄŸer bölgelere göre daha fazladır. Bu nedenden dolayı, bitki örtüsünün zayıf olduÄŸu bu bölgeler ülkemizin erozyondan en fazla etkilenen bölgeleridir. Çünkü, kurak ve yarı kurak sahaların mevcut ekosistemlerinin bozulması kolay ve hızlı olmakta ve bozulan ekosistemlerinin tekrar eski haline getirilmesi de zor ve pahalı olmaktadır.
2- Topografya
Yamacın eÄŸim ve uzunluÄŸu erozyonda etkili topografik etkenlerdir. Erozyonun ÅŸiddeti ve toprağın yüzeysel akışla taşınmasına neden olan faktörlerin başında eÄŸim gelmektedir. Dünyada kara kütlesinin ortalama yüksekliÄŸi 700 m., Avrupa’nın 330 m., Afrika’nın 600 m., Asya’nın 1010 m. olmasına raÄŸmen Türkiye’nin ortalama yüksekliÄŸi 1132 m. ‘ye ulaÅŸmaktadır. Yükselti basamakları dikkate alınarak yapılan deÄŸerlendirmede de 0-500 metre arasındaki alanlar ülkemizin %17,5′u, 500-1000 metre arasındaki sahalar % 26,6’sını kaplamakta , 1000-2000 metre arasındaki alanlar ise % 45,9′ a ulaÅŸmaktadır.
Ülkemiz arazisinin eğimli ve engebeli olması, orman ve ot örtüsünün tahrip edildiği alanlarda doğal dengenin hızla bozulması sonucunu doğurmaktadır. Doğal dengenin bozulması sonucu hızla toprakların aşınması süreci başlamaktadır. Erozyonun şiddetli olarak devam ettiği alanlarda altta bulunan jeolojik yapı yer yer taşlı ve kayalık araziler halinde ortaya çıkmaktadır.
3- Jeolojik ve Toprak Yapısı
Ülkemizin jeolojik ve toprak yapısı; genelde pekiÅŸme durumu zayıf, ayrışmaya ve deÄŸiÅŸmeye karşı fazla direnç göstermeyen taneli, tortul ve volkaniktir. Toprak ile jeolojik yapı arasında sıkı bir iliÅŸki vardır. En fazla aşınmaya uÄŸrayan zeminler Eosen ve Neogen zamanlara ait araziler ile volkanik kül ve tüflerdir. Genelde pekiÅŸme durumu zayıf, ayrışmaya ve erozyona karşı fazla direnç göstermeyen gevÅŸek yapılardan oluÅŸan topraklarımız erozyona hassas bir yapıdadır. Bu nedenle, en fazla aşınan ve sellere en fazla malzeme veren kaynaklar kumlu, ÅŸiltli, çakıllı olan pekiÅŸmemiÅŸ araziler ile bünyesine su aldığında kısa sürede eriyebilen tuzlu ve alkali maddeler bakımından zengin, milli ve killi depolar olmaktadır. Ülkemizde, toprak örtüsünün tamamen yok olduÄŸu eÄŸimli alanlarda erozyonun ÅŸeklini, ÅŸiddet ve seyrini; jeolojik yapıyı oluÅŸturan ana materyalin yapısı, bünye özelliÄŸi, yağış sularını tutma ve geçirme kapasitesi gibi fiziksel ve kimyasal özellikleri belirler. Öte yandan, kurak ve sıcak iklim ÅŸartları altında Anadolu’nun kapalı havzalarında çökelmiÅŸ olan tuzlu, alkali maddeler bakımından zengin killi, marnlı ve jipsli depolarda kimyasal erozyon ön plana geçmiÅŸtir. Ülkemizde, bazı ana kayalar üzerinde oluÅŸan toprak aşınması; kayalık-taÅŸlık alanların ortaya çıkmasına ve dolayısıyla buraların VIII. sınıfa giren araziler haline gelmesine yol açmıştır.
4- Bitki Örtüsü ve Ölü Örtü
Çıplak arazilere oranla bitki örtüsü ile kaplı arazilerde erozyon daha az meydana gelmektedir; çünkü, bitki örtüsü intersepsiyonla toprağa ulaşan yağışın miktarını, şiddetini ve mekanik etkisini azaltır,kökleriyle toprağı sarar ve taşınmasını önler. Orman toprakları ise, suyun akış hızını azaltır ve suyun toprağa sızmasını artırarak erozyonun şiddetini düşürür. Ayrıca; bitki örtüsü, toprak yüzeyinde biriktirdiği ölü örtü ile toprağı yağmura karşı korumaktadır. Özellikle, orman ölü örtüsü, en şiddetli yağışları yüzeysel akıma geçmeden toprak içerisine kolaylıkla geçirebilecek bir infiltrasyon kapasitesine sahiptir.
SOSYAL VE EKONOMİK NEDENLER
1- Ormanların Tahribi
Ülkemiz ormanları, bilinçsiz ve usulsüz faydalanmalar, otlatma, tarla açma ve bilinçsiz endüstrileÅŸme gibi çok deÄŸiÅŸik kullanım amaçları ile tahrip edilmekte ve antropojen step alanına dönüştürülmektedir. DiÄŸer taraftan bu alanlarımız orman niteliÄŸini kaybettiÄŸi gerekçesiyle 6831 Sayılı Orman Kanunu’nun 2B maddesi ile orman sınırları dışarısına çıkarılmakta ve böylece ormansızlaÅŸma yaratılmaktadır. Mesela 1974-1994 yılları arasında 412:000 hektar alan orman tahdit alanı dışına çıkartılmıştır. Son yıllarda sık sık sel afetlerine uÄŸrayan Bolu ilinin Düzce, Yığılca ve KaynaÅŸlı yerleÅŸim birimlerinde 1968-1986 yılları arasında bu yasalarla ortaya çıkan orman azalmasının sırasıyla, 3876 ha., 2382 ha. ve 83,9 ha.olduÄŸu saptanmıştır. Ayrıca, Anadolu köylüsü, orman alanlarının tümünü adeta bir mera alanı gibi görmekte ve herhangi bir izin almaya gerek görmeksizin bu alanlarda geliÅŸigüzel-başıboÅŸ hayvan otlatmacılığını sürdürmektedir. Ancak, orman idaresince gençleÅŸtirmeye tefrik edilen sahaların dikenli tel ile koruma altına alınması halinde bu otlatmaya zorda olsa engel olunabilmektedir. Bu ÅŸekilde; devlete ait orman alanlarının ve mera niteliÄŸi taşımayan hazine arazilerinin düzensiz ve aşırı otlatma amaçlı kullanılması da Türkiye’deki erozyonun artmasının ana etkenlerinden birini oluÅŸturmaktadır. Her yıl meydana gelen yüzlerce orman yangını ile de binlerce hektar orman yok olmaktadır. Yüksek eÄŸimli orman alanlarında, ormanın ortadan kalkması sonucunda erozyon hareketleri hızla artmaktadır: YeÅŸil örtünün bir anda yangınlarla yok olması, saÄŸanak ÅŸeklinde yaÄŸan ilk yağışlarla birlikte toprak kaybına ve bir çok yerin bir daha yeÅŸil örtü ile kaplanamayacak ÅŸekilde elden çıkmasına, sahanın taÅŸ ve kayalığa dönüşmesine neden olmaktadır.
2- Tarım Alanlarında Yanlış Arazi Kullanımı
Ülkemizde yetenek sınıflarına göre tarıma uygun olmadığı halde tarım yapılan ve bu ÅŸekilde yanlış kullanılan arazinin alanı 6.1 milyon hektarı bulmaktadır. Yanlış arazi kullanımı, deÄŸiÅŸik amaçlara yönelik uygulamalarla giderek artmaktadır. I. II.III. ve IV. sınıf arazilerdeki yaklaşık 172000 hektar arazi yerleÅŸme alanı ve sanayi alanı olarak kullanılmaktadır. Özellikle son 20 yıldan bu yana tarım alanları yerleÅŸim ve ticari tesislerle iÅŸgal edilmesi büyük bir ivme kazanmıştır. Bu durum tarımda verimi azaltırken aynı zamanda sel ve taÅŸkınları da artırmıştır. DiÄŸer taraftan 2634 Sayılı Turizmi TeÅŸvik Kanunu, 2547 Sayılı Yüksek Öğretim Kanunu’na 3711 Sayılı Kanun’la eklenen 18. Madde, 6831 Sayılı Orman Kanunu’nun 17. ve 115. Maddeleri, 2924 Sayılı Orman Köylerinin Kalkındırılması Hakkındaki Kanun ve deÄŸiÅŸiklikleri ( 3763 ve 4127 Sayılı kanunlar), 3213 Sayılı Maden Kanunu önemli ölçüde orman tahribatına yol açmaktadır.
3- Meralarda Aşırı Otlatma
Verim kapasitesinin çok üzerinde ve düzensiz otlatılan meralarda ot örtüsünün tahrip olması yüzey erozyonunu arttırmaktadır. Mera kapasitesi aşıldığı andan itibaren, meradaki bitki örtüsü ve toprağın yapısı bozularak erozyona elverişli hale gelir. Meralarda, doğru otlatma mevsiminin seçilememesi ve aksine ağır otlatma yapılması, meraların aşırı derecede tahrip edilmesine ve toprağın kompaktlaşmasına neden olur. Dolayısıyla erozyonun kaynağı olarak vasfını kaybetmiş meralar büyük önem taşır.
4- Dağınık ve Düzensiz Kırsal Yerleşme
Tabiatı en çok kullanan, en çok bozan ve en çok düzelten de insandır. Zaten insan müdahalesi olmadan meydana gelen erozyona normal erozyon denilmektedir. İnsan; tarımsal, sosyal ve ekonomik ihtiyaçları için bitki örtüsünü kaldırarak, toprağı diğer kullanım şekillerine dönüştürmektedir. 1997 nüfus sayımına göre, yurdumuzda orman içi ve civarı köylerde 7.050 milyon insan yaşamaktadır. Bu köylerin çoğu özellikle dağlık alanlarda birden fazla mahallenin birleşmesinden meydana gelmektedir.Bu köylerin önemli bir bölümünde yeterli ekonomik gelire sahip olmayan fakir insanlar yaşamaktadır. Bu durum, rakımı yüksek dağlık alanlarda ekosistemin bozulmasına ve böylece erozyonun hızlanmasına neden olmaktadır
|
TÜRKİYE DE EROZYON |
Dünyada olduÄŸu gibi Türkiye’de de toprak kaybı sürecinin en önemli etkeni erozyondur. Arazi eÄŸimi, iklim, bitki örtüsü ve toprak özelliklerinin etkileÅŸimi sonucu oluÅŸan doÄŸal erozyonun yanısıra, insanın doÄŸaya müdahalesi temeline dayanan bir dizi yapay etgen, erozyonu bir afet niteliÄŸine dönüştürmektedir.
Türkiye kara yüzeyinin %90′ında çeÅŸitli ÅŸiddetlerde erozyon cereyan etmektedir. Arazinin %63′ü çok ÅŸiddetli ve ÅŸiddetli, %20’si ise orta ÅŸiddetli, % 7’si ise hafif ÅŸiddetli erzyonla karşı karşıyadır. Ülke genelinde yaklaşık 67 milyon hektarlık bir arazide toprak giderek yok olmaktadır. Erozyon büyük ölçüde tarım alanlarında yaÅŸanmaktadır.
İşlenen tarım alanların %75′inde (yaklaşık 20 milyon Ha) yoÄŸun erozyon görülmektedir. DiÄŸer bir anlatımla Türkiye tarım alanlarının ancak 5.0 milyon hektarlık bölümünde erozyon yoktur. Su ve rüzgar erozyonu tüm ülke topraklarının %86.5′inde cereyan etmekte, rüzgar erozyonu 506 bin hektarlık bir yayılımla daha çok kural iklime sahip olan Konya ve dolaylarında görülmektedir.
Türkiye’de akarsularla birlikte alandan taşınan toprak, ABD’nin 7, Avrupa’nın 17 ve Afrika’nın 22 katı daha fazla düzeydedir. Fırat Nehri, yılda 108 milyon ton, YeÅŸilırmak 55 milyon ton toprak taşımaktadır. Her yıl Keban barajı’na 32 milyon, Karakaya Barajı’na 31 milyon ton toprak birikmektedir. Erozyonla yılda 90 milyon ton bitki besin maddesi toprak birlikte yitirilmektedir. Her yıl tarım alanlarından 500 milyon ton, tüm ülke yüzeyinden 1,4 milyar ton verimli üst toprak, erozyonla kaybedilmektedir. Kaybedilen bu topraklar, 25 cm kalınlığında, yaklaşık 400 bin hektar geniÅŸliÄŸinde bir araziye eÅŸdeÄŸerdir.
Amaç dışı arazi kullanımı, hatalı tarım teknikleri, kent, sanayi, ulaşım ve benzeri yatırımların yanlış konumlanması süreci ise erozyonun hızını arttırdı. Afet nitelikli erozyon yetmezmiş gibi, tarım arazileri, özellikle de verimli tarım arazileri, tarım dışı kullanımlarla açık bir saldırı ve talanla karşı karşıya. 1978-1996 yıllarında amaç dışı tarım toprağı %33 artmış ve betonlaşarak elden çıkan verimli tarım toprağı 600 bin hektara, yani verimli alanların yaklaşık onda birine yaklaşmıştır.
#2
Yazılar (RSS)
Nisan 17th, 2008 17:03'de
Arkadaşlar siteye destek olmak için ana sayfadaki ‘REKLAMLAR’ başlığı altındaki linklere tıklarmısınız:)