Anket

Sizce Ülkemizin Nükleer Santrale Ihtiyaci var mi?
View Results

#3

İnsanoÄŸlu, doÄŸal çevrimi tamamlayan, hem de doÄŸal çevreyi en çok etkileyen bir varlıktır. SaÄŸlıklı yaÅŸam ve saÄŸlıklı üretimin en önemli koÅŸullarından biri, doÄŸal çevreye zarar vermeden; onunla uyumlu olarak yaÅŸayabilmektir. Ekonomik faaliyet, kıtlığa karşı yapılan bir savaÅŸtır. İnsan bu savaÅŸta bir takım deÄŸerleri üretip- tüketirken baÅŸka bir deÄŸer olan kaliteyi ÇEVRE’yi de tüketmektedir: Hava, su, yeÅŸil ve toprak gibi …… Biri kirlendiÄŸi zaman beraberinde, zincirleme olarak, diÄŸerleri
ve bunlardan yararlanan insanlar da kirlenmekte ve yok olmaktadır.

ÇEVRE VE ÇEVRE KİRLİLİĞİ
En geniÅŸ anlamıyla çevre “ekosistemler” ya da “biyosfer” ÅŸeklinde açıklanabilir. Daha açık olarak çevre, insanı ve diÄŸer canlı varlıkları doÄŸrudan ya da dolaylı olarak etkileyen fiziksel, kimyasal, biyolojik ve toplumsal etmenlerin tümüdür.

Çevrenin doÄŸal yapısını ve bileÅŸiminin bozulmasını, deÄŸiÅŸmesini ve böylece insanların olumsuz yönde etkilenmesini çevre kirlenmesi olarak tanımlayabiliriz. Artık hepimizin bildiÄŸi gibi çevreden, içindeki varlıklara göre en çok yararlanan bizleriz. Çevreyi en çok kirleten yine bizleriz. Bu nedenle “Çevreyi kirletmek kendi varlığımızı yok etmeye çalışmaktır” denilebilir.

Bilinçsiz kullanılan her şey gibi temiz ve sağlıklı tutulmayan çevre de bizlere zarar verir. Bu nedenle çevre denince aklımıza önce yaşama hakkı gelmelidir. İnsanın en temel hakkı olan yaşama hakkı, canlı ya da cansız tüm varlıkları sağlıklı, temiz ve güzel tutarak dünyanın ömrünü uzatmak, gelecek kuşaklara bırakılacak en değerli mirastır.

1970′li yıllardan sonra bilincine vardığımız çevre kirliliÄŸi dayanılmaz boyutlara ulaÅŸtı. Çünkü artık temiz hava soluyamaz olduk. Ruhsal rahatlamamızı saÄŸlayacak yeÅŸil alanlara hasret kalmaya baÅŸladık. Yüzmek için deniz kıyısında bile yüzme havuzlarına girmek zorunda kaldık. Gürültüsüz ve sakin bir uyku uyuyamaz, midemiz bulanmadan bir akarsuya bakamaz olduk. Kısaca artık kirleteceÄŸimiz çevre tükenmek üzeredir. 2000-3000 yıl önce bir doÄŸa cenneti ve büyük bir kısmı otlaklarla kaplı olan Anadolu’yu günümüzde bu durumlara düşürdük.

Doğada kirlenmeye neden olan etmenleri, doğal etmenler ve insan faaliyetleri ile oluşan etmenler olmak üzere iki grupta inceleyebiliriz.

DoÄŸal etmenler:depremler, volkanik patlamalar, seller gibi doÄŸadan kaynaklanan etmenlerdir.

İnsan faaliyetlerinden kaynaklanan etmenler ise aşağıdaki gibi sıralanabilir.
¢ Evler, iş yerleri ve taşıt araçlarında; petrol, kalitesiz kömür gibi fosil yakıtların aşırı ve bilinçsiz tüketilmesi.
¢ Sanayi atıkları ve evsel atıkların çevreye gelişigüzel bırakılması.
¢ Nükleer silahlar, nükleer reaktörler ve nükleer denemeler gibi etmenlerle radyasyon yayılması.
¢ Kimyasal ve biyolojik silahların kullanılması.
¢ Bilinçsiz ve gereksiz tarım ilaçları, böcek öldürücüler, soğutucu ve spreylerde zararlı gazlar üretilip kullanılması.
¢ Orman yangınları, ağaçların kesilmesi, bilinçsiz ve zamansız avlanmalardır.

Yukarıda sayılan olumsuzlukların önlenmesiyle çevre kirliliği büyük ölçüde önlenebilir. Çevre bilimcilere göre genelde, aşağıda verilen iki çeşit kirlenme vardır.

Birinci tip kirlenme; biyolojik olarak ya da kendi kendine zararsız hale dönüşebilen maddelerin oluşturduğu kirliliktir. Hayvanların besin artıkları, dışkıları, ölüleri, bitki kalıntıları gibi maddeler birinci tip kirlenmeye neden olur. Kolayca ve kısa zamanda yok olan maddelerin meydana getirdiği kirliliğe geçici kirlilik de denir.

İkinci tip kirlenme: biyolojik olarak veya kendi kendisine yok olmayan ya da çok uzun yıllarda yok olan maddelerin oluşturduğu kirliliktir. Plastik, deterjan, tarım ilaçları, böcek öldürücüler (DDT gibi), radyasyon vb. maddeler ikinci tip kirlenmeye neden olur. Kalıcı kirlenme de denilen ikinci tip kirlenmeye neden olan maddeler bitki ve hayvanların vücutlarına katılır. Sonra besin zincirinin son halkasını oluşturan insana geçerek insanın yaşamını tehlikeye sokar. Örneğin; Marmara denizine sanayi atıkları ile cıva ve kadminyum iyonları bırakılmaktadır. Zararlı atıklar besin zincirinde alglere, balıklara ve sonunda insana geçerek önemli hastalıklara ve ani ölümlere neden olmaktadır.

Köy gibi kırsal yaşama birliklerindeki insanlar genellikle büyük kentlerde yaşayan insanlardan daha sağlıklı ve daha uzun ömürlüdür. Çünkü kırsal ekosistemler, çevre kirliliği yönünden kentsel ekosistemlerden daha iyi durumdadır. Bunu bilen kent insanı fırsat buldukça, çevre kirliliği en az olan kırlara, köylere koşmaktadır.

Günümüzde en yaygın olan kirlilik su, hava, toprak, ses ve radyasyon kirliliğidir.

HAVA KİRLİLİĞİ
Hava, içinde yaşadığımız gaz ortamı oluşturmanın yanında yaşam için temel bir gaz olan oksijeni tutar. Oksijen yanma olaylarını da sağlayan temel bir maddedir.

Temiz hava olarak nitelendirilen atmosferin alt katmanı; azot, oksijen, karbondioksit ve çok az miktarda diğer gazlardan oluşur. Ayrıca atmosferin üst katmanında bir de ozon gazının (O3) oluşturduğu tabaka vardır. Ozon, güneşten gelen zararlı ışınların çoğunu yansıtıp bir kısmını tutarak yeryüzüne ulaşmasını engeller.

Evler, iş yerleri, sanayi kuruluşları ve otomobillerin çevreye verdikleri gaz atıklar havanın bileşimini değiştirir. Havaya karışan zararlı maddelerin başlıcaları kükürt dioksit (SO3), karbon monoksit (CO), karbon dioksit (CO2), kurşun bileşikleri, karbon partikülleri (duman), toz vb. kirleticilerdir. Ayrıca deodorant, saç spreyleri ve böcek öldürücülerde kullanılan azot oksitleri, freon gazları ile süpersonik uçaklardan çıkan atıklar da havayı kirletir.

Zararlı gazların (özellikle kükürt bileşikleri); yağmur, bulut, kar gibi ıslak ya da yarı ıslak maddelerle karışmaları sonucunda asit yağmurları oluşur. Asit yağmurları da bir yandan orman alanları vb. yeşil alanları yok etmekte bir yandan da suları kirletmektedir.

Aşırı artan CO2, atmosferin üst katmanlarında birikerek ısının, atmosfer dışına çıkmasını engeller. Böylece yeryüzü giderek daha fazla ısınır. Bu da buzulların eriyerek denizlerin yükselmesine kıyıların sularla kaplanmasına neden olabilecektir. “Sera etkisi” denilen bu olay sonucu denizlerin 16 metre kadar yükselebileceÄŸi tahmin edilmektedir.

Freon, kloroflorokarbon (CFC) gibi gazların etkisiyle ozon tabakası incelmektedir. Bunun sonunda güneşin zararlı ışınları yeryüzüne ulaşarak cilt kanseri gibi hastalıklara ve ölümlere neden olmaktadır. Sonuçta, biyosferin canlı kitlesini yok etme tehlikesi vardır. Büyük yangınlar da önemli ölçüde hava kirliliği yaratır. Örneğin; orman yangınları, körfez savaşında olduğu gibi petrol yangınları vb.

Hava kirliliği aşağıda verilen uygulamalarla önlenebilir:
¢ Hava kirliliğinin en önemli nedenlerinden olan fosil yakıtlar olabildiğince az kullanılmalı. Bunun yerine doğalgaz, güneş enerjisi, jeotermal enerji vb. enerjilerin kullanımı yaygınlaştırılmalıdır.
¢ Karayolu taşımacılığı yerine demiryolu ve deniz taşımacılığına ağırlık verilmelidir. Büyük kentlerde toplu taşıma hizmetleri yaygınlaştırılmalıdır. Böylece, otomobil egzozlarının neden olduğu kirlilik azaltılabilir.
¢ Sanayi kuruluşlarının atıklarını havaya vermeleri önlenmelidir.
¢ Yeşil alanlar artırılmalı, orman yangınları önlenmelidir.
¢ Ozon tabakasına zarar veren maddeler kullanılmamalıdır.
ASİT YAĞMURLARI
Yıllardır ayrıntılı araştırma konusu olmamış konulardan birisi olan asit yağmurları, son yıllarda yurdumuzda da etkisini hissettirmeye başlayan, meteorolojik hadiselerle atmosferden yeryüzüne inen ve insanlar üzerinde olumsuz etki bırakan kirletici elementler içeren yağmurlar olarak bilinir.

Endüstriyel faaliyetler, konutlarda ısınma amaçlı olarak kullanılan fosil yakıtlar, motorlu taşıtlardan çıkan egzoz gazları ve fosil yakıtlara dayalı olarak enerji üreten termik santraller, bu faaliyetleri sonucu havayı kirletmekte ve kükürtdioksit, azotoksit, partikül madde ve hidrokarbon yaymaktadır. 2 ile 7 gün arasında havada asılı kalabilen bu kirleticiler, atmosferde çeşitli kimyasal ve fiziksel reaksiyonlara uğrayarak, zaman zaman çok uzaklara taşınabilmekte, atmosferdeki su partikülleri ve diğer bileşenlerle tepkimeye girerek sülfüroz asit (HSO), sülfürik asit (H2SO4) ve nitrik asit (HNO3) gibi kirletici maddelerin oluşumuna sebebiyet verirler. Çeşitli yanma olayları sonucu havaya karışan SO2, SO3, NOX gibi gazlar yağışla birleşip asit meydana getirebilmekte ve bunların yeryüzüne yağması ile asit yağmurları oluşmaktadır.

Bunların yeryüzüne geri dönüşleri kuru ve yaş asit depolanması sonucu olur. Yaş depolamada atmosferde oluşan bütün ürünler, yağmur ve kar içinde çözünmüş halde yeryüzüne taşınırlar. Kuru depolamada ise atmosferdeki partiküllerin ve gazların yeryüzüne taşınması esnasında yağmur veya kar bulunmaz, sis içinde aerosol şeklinde bulunurlar. Bu çerçevede belirtildiği gibi, yalnız yağmur değil, diğer bütün yağış biçimleri de asidik olabilmektedir Asit yağmuru toprağın kimyasal yapısını ve biyolojik koşullarını etkilemektedir. Toprağın yapısında bulunan kalsiyum, magnezyum gibi elementleri yıkayarak taban suyuna taşımakta, toprağın zayıflamasına ve zirai verimin düşmesine neden olmaktadır. Toprağın asitleşmesine en çok katkıda bulunan maddeler, atmosferde birikme sonucu toprağa geçen kükürt bileşikleridir. Azot bileşikleri ise bitkilerin özümseyeceği miktardan fazla olduğu zaman toprağın asitleşmesinde rol oynamaktadır.
Asitleşmenin çevre üzerinde dolaylı olmakla birlikte yine çok önemli etkilerinden biri de, endüstriyel faaliyetler sonucu oluşan asit nemidir. Toprağa ya da göl yataklarına inmiş civa, kadmiyum ya da alüminyum gibi zehirli maddelerle tepkimeye girebilmekte ve normal koşullar altında çözünmez sayılan bu maddeler, asidik nemle tepkimenin sonucunda, besin zinciri ya da içme suyu yoluyla bitki, hayvan ve insana ulaşıp toksik etkiler yaratmaktadır. Ağaç köklerinin besin toplama yeteneğinin bozulmasının sorumlusu da gene asitleşme sonucunda toprakta harekete geçen alüminyumdur.

Asidik zerrecikler genellikle sülfürdioksit ve nitrikoksitlerin atmosferdeki yayılması ile oluşur. Sonuçta oluşan nitrik ve sülfürik asit diğer partiküller (toz, is, kurum, duman vs) üzerine yapışır. Bu partiküllerin direkt olarak solunması bu asidik yapıların doğrudan akciğerlere kadar gitmesine neden olmaktadır. Bu asidik yapıdaki tozlar ve gazlar nemli ve sıcak akciğer alueollerinde kimyasal olarak kana geçebilirler.

Asit yağmurlarının insanlar üzerindeki dolaylı etkileri yüzey ve içme suları, yer altı suları, toprak, ağır metaller, bitkiler ve balıklar üzerindeki etkilerine bağlı olarak bu unsurların kullanılması sonucunda uzun vadede insan bünyesinde asidik depolanmaya neden olur.
Görüldüğü gibi hava doğal ve yapay etmenlerce kirletilmektedir. Yapay etmenlerin
temelinde insan bulunmaktadır. Fabrikadan, evlerden ve araçlardan çıkan dumanlar
tarafından atmosfer durmadan kirlenmektedir.

Bu kirlilik doÄŸrudan olduÄŸu gibi asit yaÄŸmurları yoluyla da bitkiye, insana, suya, topraÄŸa ve taÅŸa etki etmektedir. Termik santrallarda, ısıtmada ve endüstri kurumlarında kullanılan kömür atmosfere kül (kadmiyum, arçelik, kurÅŸun) CO2 ve SO2 yaymaktadır Dünyada olduÄŸu gibi Türkiye’de kömür ve petrol tüketimi giderek artmaktadır.

Artan taşıt sayısı da petrol tüketimini dolayisiyle atmosferdeki karbon monoksit gazını
yükseltmektedir.

Yanardağlar da havadaki SO2 ve CO2 gibi gazların miktarını arttırmaktadır.
Bu gazlar havadaki subuharı ile birleşirler;
H2O+SO2 ______ H2SO4 (sülfirikasit) ve
H2O+NO2 ______ HNO3 (nitrikasit) olarak yere düşerler.

Hava kirliliği, ışınların yere ulaşmasını ve atmosfere yayılmasına da engelleyerek iklim üzerinde olumsuz etki yapmaktadır. Asit yağışları yapraklardaki klorofilin bozulmasına ve bitkinin sararıp kurumasına neden olmaktadır.

Bilindiği gibi bitkiler, fotosentez sırasında CO2 tüketir. Asit yağmurları, bitkileri kurutarak, diğer yandan atmosferdeki CO2 (karbondioksit) tutarının artması için ortam hazırlamaktadır. Başka bir anlatımla, bir olumsuzluk bir başka olumsuzluğu üretmektedir.

HAVA KİRLİLİĞİ VE ASİT YAĞMURLARININ DİĞER ZARARLARI
Hava : Ozan tabakası incelir. Böylece güneşten gelen ultraviyole gibi zararlı ışınlar yere kadar ulaşır. Bu da deri kanseri ve göz kataraklarının oluşumuna yol açar.

CO2, SO2 ve karbonmonoksit gibi gazlar solunumu zorlaştırır. Solunum yollarında çeşitli hastalıkların ortaya çıkmasına neden olur.

İklim : CO2 ve SO2 gazlarının artması, sera etkisi yaparak, atmosfer sıcaklığının yükselmesine neden olur. Bu durum, buzulların erimesine; deniz suyunun yükselmesine yol açar. Kıyı ovaları sular altında kalır. Bazı ürünlerin üretilmesi güçleşir.

Su : Asitik yağışlar yerüstü ve yeraltı sularını kirlendirir. Arkasından, bu suların ulaÅŸtığı göl ve denizler buralarda yaÅŸayan canlılar (balık, bitki, kuÅŸ …..) zarar görür. KirlenmiÅŸ kaynak suyunu içen, kirlenmiÅŸ göl veya denizdeki balıkla beslenen insan da bu kirlilikten nasibini alır.

AntikYapıtlar :
Atmosfer Yağış Taş ve metal Sonuç
H2O+SO2 H2SO4 + Ca CaSo4+H2
(Sülfirikasit) (Kalker)
H2O + SO2 H2SO4 + 2Al Al2(SO4)3+3H2
(Aliminyum)
H2O + NO2 HNO3 + Al Al(NO3)2+3/2H2
(nitrikasit)
Görüldüğü gibi yere düşen asitli sular, taş ve metallerden yapılmış olan antik yapıtlarımızı da bozabilmekte, böylece insanlığın ortak mirasına zarar vermektedir.

Tarihi bina ve yapılar son 20 yılda bir önceki 2000 yılına göre daha çok yıpranmıştır. Efes’i ve Bergama’yı düşünün; bir süre sonra İngiltere’deki Westminister Manastır’ı gibi kopyalarını yapmak zorunda kalacağız. KaybettiÄŸimiz geçmiÅŸimizi kaç dolara geri alabiliriz?
Kağıt ve tekstil de SO2 ve NOx gazlarını emiyor; emdikçe gevriyor. Gerçekten, Britanya kütüphanesindeki kolleksiyonlardan % 5′i sülfür gazından zarar görmüştür.

Toprak : Asit yağmurları topraktaki minarellerle tepkimeye girerek toprağın yapısını bozmaktadır. Ayrıca, topraktaki su asitik özellik kazanmaktadır. Yeni asitik ortama uymayan bitki türleri yok olurken, bir bölümü de asitli suyu bünyesinde depolamaktadır.
Böylece;

” Bitki örtüsünün azalması, bir taraftan erozyon ortamını hazırlarken, diÄŸer taraftan da fotosentez olayının azalmasına ve sonucuda atmosferdeki CO2 tutarının artmasına neden olmaktadır.
” Asitli su ile sulanan sebze ve meyvelerle beslenen insan zarar görmektedir.

ÖNLEMLER
1. Hava kirliliği ve asit yağışlarının çevreye, özellikle bitkilere olan etkisinin kesin sonucu ve buna karşı isabetli önlemler alınmak isteniyorsa, çok sayıda bilimsel denemenin yapılması gerekir.
2. Yakıtların (araç ve meskenlerde) kalitesi kontrol edilmeli.
3. A ) Hava kirliliÄŸine dayanıklı bitkiler (böğütlen, ıspanak, kızılcık,…) ekilmeli
B) Kışın yaprak döken bitkiler ekilmeli
4. Kentlerin kurulma yerleri topografik açıdan iyi saptanmalı. BaÅŸka bir anlatımla YerleÅŸmeleri (kent, köy,…) çanak ÅŸeklindeki alanlardan uzaklarda kurmalıyız.
5. Bacalara filitre takılmalı
6. Araçların bakımı zamanında yapılmalı
7. Alternatif enerji kaynakları kullanılmalı
(Güneş, rüzğar, gelgit, akıntılar, biyokütle, end. ve evsel atıklar gibi.)
8. Tüketim toplumu olduğumuz sürece yeni üretimlere yeni kirlenmelere neden olmamız kaçınılmazdır. Onun için tüketim çılgınlığı yerine mevcutlardan haz almayı öğrenmeliyiz.
9. Yakıtlardaki kükürt oranı azaltılmalı
10. Çevre insanlara öğretilmemeli; insanoğlu çevreyi içselleştirecek şekilde bizzat kendisi öğrenmeli

Kısaca; konunun sosyolojik, ekonomik ve politik boyutları aynı anda alınmalı ve hemen uygulamaya geçilmelidir. Bunların içinde en önemli olanı ise yaşam ve eğitimi el ele tutuşturan uygulamalar olacaktır.

Bu önlemler alınmadığı zaman en temiz kalan yerlerimizden biri olan Gökova Körfezi ve çevresi de son kurbanlardan biri olmaktan kurtulamayacaktır.

Kirli hava ve asidik yağışlara etkileri yerel değildir. Çünkü rüzgar kirli hava ve yağışları çok uzaklara taşıyabilmektedir. Asit yağışları, düştüğü yerde kalmayıp akarsular ve denizler yoluyla da dünyaya yayılmaktadır. Onun için çözümler yerel değil, küresel olmalıdır. Ancak öncelikle yerel düşünmeyi ve yerel davranmayı öğrenerek bu felaketten kurtulabiliriz.

ATMOSFERİN FAYDALARI

Güneşten gelen zararlı ışınları süzer.

Meteorların dünyamıza düşmesini büyük oranda engeller.

Canlılar için gerekli gazları bulundurur.

İklim olayları meydana gelir.

Dünyamızın aşırı ısınmasını ve soğumasını engeller.

Güneş ışınlarını dağıtır. Böylece gölgede kalan yerlerin de aydınlanmasını sağlar.

Dünya ile birlikte dönerek sürtünmeden doğacak yanmayı engeller.

Hissedilmeyen Yük
Atmosferi teÅŸkil eden gazlar cm² alan başına yaklaşık 1 kg’lık bir kuvvetle tesir eder. Atmosfer basıncının sadece % 1 oranındaki deÄŸiÅŸikliÄŸinde bile ÅŸiddetli fırtınalar ve tayfunlar meydana gelebilir. Bütün canlılar, farkında bile olmadan bu basınç deÄŸeri ile tam bir ahenk içinde yaÅŸamaktadır. İşte hava basıncı dediÄŸimiz hava zerrelerinin tesiri bütün meteorolojik hâdiselerin her safhasında birinci derecede rol oynar.

Yukarıya doÄŸru yükseldikçe gazlar seyrekleÅŸir ve bunun neticesi olarak atmosfer basıncı düşer. Buna baÄŸlı olarak da içimizdeki sıvı maddelerin basıncı artar (vücudumuzun dörtte üçünün sudan ibaret olduÄŸunu hatırlayalım). Hattâ öyle ki kaynayıp buharlaÅŸacak hale gelir. Çünkü tüy gibi hafif zannettiÄŸimiz hava esasen muazzam bir ağırlığa sahiptir. Vücudumuzun bir parmak ucu kadar sahasına 1 kg’lık basınç yaptığını belki çoÄŸumuz bilmez. Bu, bir insan vücudunun yaklaşık 15 ton havanın ağırlığı altında olması demektir. MeÄŸer sırtımızda ne ağır yük varmış da haberimiz yokmuÅŸ. Peki neden bunu hissetmiyoruz? Dış hava basıncını Yaratan, vücudun içinden onu dengeleyecek dışarıya doÄŸru aynı deÄŸerdeki basıncı ihmal etmemiÅŸ. Dışta hava basıncı ne kadarsa, içten dışa da tam o kadar basınç var. Araba lastiklerindeki basıncın havadaki basıncın iki misli kadar bir deÄŸere haiz olduÄŸunu hatırlatırsak fark edemediÄŸimiz basıncın ne derece yüksek olduÄŸunu bir derece anlayabiliriz. Bu denge bozulduÄŸu takdirde insan hayatı tehlikeye girer. Hava basıncının yok denecek kadar az olduÄŸu yüksekliklerde insanın yaÅŸaması, iÅŸte bunun için mümkün olmaz. DaÄŸa çıkan kimselerde görülen rahatsızlanmalar ve burun kanamalarının sebebi bu basınç farkıdır. Atmosfer dışına çıkan astronotlar ise ancak içinde hava basıncı bulunan özel elbiseleriyle uzayda dolaÅŸmak zorunda kalırlar.

#2

3 Cevap “Atmosferin Canlılar Üzerindeki Etkileri!!!”

  1. bogurtlen şöyle buyurdu:

    Arkadaşlar siteye destek olmak için ana sayfadaki ‘REKLAMLAR’ başlığı altındaki linklere tıklarmısınız:)

  2. MERVE şöyle buyurdu:

    iii güsel olmuÅŸ!…

  3. turkishfrm.org şöyle buyurdu:

    paylaşım için tşk ederim

    (bu arada çok siteniz çok güzel çok baÅŸarılı bir çalışma yapıyorsunuz baÅŸarılarınızın devamını dilerim….)

    SELAMETLE…

Cevap Yaz

TOPlist
toplistçiçekçi
Domain